Şu yazıyı okuyorsun: Amsterdam Gezilecek Yerler
Hollanda 28 Kasım 2016

Amsterdam Gezilecek Yerler

Hollanda’nın başkenti ve en büyük şehri Amsterdam; başta canlı gece hayatı olmak üzere kültür ve sanat alanlarında da Avrupa’nın en popüler turistik destinasyonlarından biridir. Her yıl 20 milyon turist tarafından ziyaret edilen şehir, “kanal, uyuşturucu ve sex” lakabıyla anılır. Bu yazımda Amsterdam’da gezilecek yerleri, şehir yaşantısıyla ilgili bilgileri ve ufak tüyoları bulabilirsiniz.

Oteller

Booking.com


Yalnız seyahat etmeyi seven biri olarak bugüne kadar Amsterdam’a hep temkinli yaklaşmıştım. Çünkü buranın eğlence şehri olduğunu biliyor fakat yalnız gelmenin bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyordum. Bir gün arkadaşım ile Yalova/Erikli yaylasında kamp yaptığımız sırada Hollanda ve Belçika seyahati aklımıza geldi ve “hadi gidelim!” dedik. Vize işlemlerini hallettikten sonra bayram tatilini fırsat bilerek önce Stockholm‘e, oradan Oslo‘ya seyahat ettim ve en son arkadaşımla Amsterdam’da buluştuk.

Amsterdam Hakkında

Amsterdam ile ilgili önceden kanalları olduğu, uyuşturucunun yasal olduğu, şehirde çok sayıda bisiklet olduğu gibi bazı teorik şeyleri biliyordum. Ancak seyahatim sırasında bunların devede kulak kaldıklarını farkederek, Van Gogh, Rembrandt, Anne Frank gibi tarihe geçmiş kişilerin burada yaşadıklarını öğrendim. Hızlı bir girişle Hollanda ve Amsterdam’ı anlatmak gerekirse:

Genel Notlar:

  • Dutch” kelimesi pek çok yerde karşıma çıktı. Bu kelime “Hollandalı” anlamına geliyor, aynı zamanda konuşulan dil olan “Flemenkçe“yi ifade ediyor,
  • Hollandalı (Dutch) erkekler 1.84cm, kızlar 1.70cm ortalama ile dünyanın en uzun insanları olarak kabul ediliyor,
  • Biz “Amsterdam” derken “r” harfine vurgu yapıyoruz ancak Flemenkçe’de şehrin okunuşu “Amstıdam” şeklinde,
  • Amsterdam’da 178 farklı milletten insan yaşıyor. Bu konuda dünyanın en çok kültürlü (multi-cultural) şehri ünvanına sahip. Bununla ilgili bir de festivalleri var (Kwaku Yaz Festivali),
  • “Gay evliliğini” yasal olarak tanıyan ilk şehir. Bu nedenle şehirde çok sayıda gay bulunuyor,
  • Hollandalıların lakabı “portakallar“dır. Bayrak renkleri kırmızı-beyaz-mavi olmasına rağmen “turuncu” ile özdeşmişlerdir. Sebebi 16. yüzyılda İspanyollara karşı verilen savaşta Prens William the Silent’in (Sessiz William) büyük başarısı yatar. İspanyollar’dan geri alınan yerlere halk tarafından turuncu bayraklar asılır. Kraliyet Sarayı’nın rengi de turuncu olunca bu renk Hollanda’lılar tarafından benimsenir.

Bisiklet ile ilgili notlar:

Sıradan bir bisiklet park alanı
Sıradan bir bisiklet park alanı
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 50.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.004
  • Şehir nüfusu 834 bindir ve ortalama 881 bin bisiklet bulunmaktadır. Yani Amsterdam’da bisiklet sayısı, yaşayan insan sayısından fazladır. Araba sayısından da… (263 bin),
  • Nüfusun %63’ü günlük bisiklet sürmektedir,
  • Her yıl ortalama 25 bin bisiklet kanallara düşmekte, bunların sadece 8 bini özel ekipler aracılığıyla kurtarılmaktadır. Kalan bisikletler kanalların dibindedir,
  • Bakfiets” adı verilen bisikletler ile ebeveynler çocuklarını taşımaktadırlar,
  • Şehirde birbiriyle bağlantılı 500 kilometrelik bisiklet yolu bulunur,
  • Her yıl ortalama 100 bin bisiklet çalınır,
  • Şehir merkezinde 300 bine yakın bisiklet park edecek yer vardır.
Amsterdam...
Amsterdam...
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.00625

Şehir Notları:

  • 165 kanal bulunur,
  • 1.281 köprü ile kanallar birbirine bağlıdır. Bu rakam Venedik’ten 3 kat fazladır,
  • Kanallar üzerinde 8 bin 863 adet 16, 17 ve 18. yüzyıllardan kalma ev vardır,
  • Şehrin büyük bölümü deniz seviyesinin 6.7 metre altındadır (havalimanı dahil),
  • Avrobarometre’ye (Eurobarometer) göre şehir halkının %90’ı İngilizce’yi iyi seviyede konuşabilir,
  • İleride bahsedeceğim “fahişelik” legaldir ve devlet denetimindedir.
  • Uyuşturucu serbesttir ve Hollanda’nın Gayri safi milli hasılasına 2010 yılından sonra dahil edilerek %7’lik bir artış sağlamıştır.
  • Uyuşturucuyu ve Magic Mushrooms olarak adlandırılan mantarları coffe shop’lardan alarak deneyebilirsiniz. Mantarın dışında esrarlı ürünler (kurabiye, lolipop vs.) hediyelik eşya dükkanlarında satılıyorlar (cannabis). Bu konudan detaylı bahsetmek istemiyorum açıkçası. Coffe shop’a girdiğiniz zaman size detaylı bilgi verirler nasıl olsa. Ancak sakın sokakta satan zencilerden uyuşturucu satın almayın…

Tarihi

Amsterdam, 12. yüzyılda efsaneye göre iki balıkçı tarafından kurulmuştur. Adını ise 1170 ve 1173 yıllarında şehirden geçen Amstel Nehri’nin taşması sonucu çekilen set belirlemiştir. Amstel (nehir) ve set (Dam) kelimelerinden birleşiminden oluşan “Aemstelredamme” adı, yüzyıllar içerisinde Amsterdam olarak değişmiştir.

13. yüzyılda Hollanda’ya bağlı ve kendi hakları olan bir eyalet haline gelen Amsterdam, 1578 yılında artan İspanyol baskısı sonucu “80 Yıl Savaşı” olarak tanımlanan ayaklanmaya katılmış. İsyanın başında bulunan Sessiz William, tüm Hollanda eyaletleri birleştirerek isyanda başarı sağlamış ve kendi topraklarında özgür bir şekilde ibadet etme hakkını elde etmişlerdir. Aynı zamanda isyan sonucu günümüz Hollanda topraklarının çekirdeği oluşmuştur.

Avrupa’nın pek çok ülkesinde olduğu gibi Hollanda da altın çağını “Keşifler Çağı” olarak adlandırılan dönemde yaşamıştır. Kuzey Amerika, Endonezya, Brezilya ve Afrika bölgelerine çok sayıda keşif gemisi Amsterdam’dan hareket etmiş, oradan getirilen değerli eşyalar ile oldukça zengin bir şehir haline gelmiştir. 1808 yılında ise Hollanda’nın başkenti olmuştur.

Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım (Schiphol)

Schiphol Havalimanı (okunuşu “Şiphol” şeklinde), Amsterdam şehir merkezine 15 kilometre mesafede yer almaktadır. 05:00-01:00 arası her 10 dakikada kalkan NS Dutch Railways trenleriyle şehir merkezine 20 dakikada ulaşmak mümkündür. Tren biletleri havalimanı içerisinde bulunan sarı renkli bilet makinalarından alınmaktadır.

Bilet Makinası (solda) - Onay (Check-in) Makinası (sağda)
Bilet Makinası (solda) - Onay (Check-in) Makinası (sağda)
  • iPhone 4
  • ƒ/2.8
  • 3.85.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.04

Şehir merkezine ulaşmak için bilet fiyatı tek kişi 4.20 Euro. Ancak makinalar sadece bozuk para veya kredi kartı kabul ediyorlar. Eğer kredi kartı ile alırsanız 0.50 Euro komisyon ödemek durumunda kalırsınız. İster tek, isterseniz 5 bilet alın, sadece 0.50 Euro komisyon ödersiniz. Bileti aldıktan sonra havalimanı içerisindeki tabelalara bakarak şehir merkezine giden treninin kalkacağı peronu bulmak oldukça kolay. Platforma inmeden önce bileti makinaya okutarak onaylatmak lazım. Bu önemli, çünkü Amsterdam’da tüm toplu taşıma araçlarında bunu hep yapmak gerekiyor.

Amsterdam’da şehir merkezine en yakın istasyon “Centraal Train Station“. Buradan pek çok yere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Ancak konaklayacağınız yer şehir merkezinin dışındaysa, trenin durduğu durakları öğrenerek size en yakın olanda inebilirsiniz.

Amsterdam Centraal Station
Amsterdam Centraal Station
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 28.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.00625

Şehiriçi Ulaşım

Amsterdam’da şehiriçi ulaşım için bisikleti saymazsak tramvay, metro, otobüs ve vapur kullanılıyor. Ancak turistik yerlerin çoğuna yürüyerek veya tramvay ile ulaşılabiliyor. Turistler çoğunlukla günlük/2/3 günlük toplu taşıma bileti alıyorlar veya birazdan bahsedeceğim “I amsterdam Card”lardan alıyorlar. Bilet fiyatları şu şekilde:

  • 1 günlük: 7.50 Euro,
  • 2 günlük: 12.50 Euro,
  • 3 günlük: 17 Euro,
  • 4 günlük: 21 Euro

şeklinde. Biletlerin güzel yanı pek çok şehrin aksine günlük yerine saatlik olmaları. Yani örneğin saat 11’de biletinizi almışsanız, bunu geceye kadar değil, ertesi gün 11’e kadar kullanabiliyorsunuz. Biletleri tramvay içerisinde yer alan görevlilerden, şehrin çeşitli yerlerinde bulunan makinalardan veya çoğunlukla konaklayacağınız yerlerden alabilirsiniz.

Not: Amsterdam’da Avrupa’nın pek çok şehrinin aksine tramvay içerisinde bilet kontrolörü bulunur. Bu nedenle kaçak binme ihtimali yoktur. Tramvaylara her kapıdan binilmez, sadece sondan birinci kapıdan (yani bilet kontrolcüsünün olduğu kapıdan) binilir. Bindikten sonra biletler onay makinalarına okutulur (check-in). İnerken biniş kapısı yerine diğer kapılardan bilet tekrar okutularak (check-out) inilir. Özellikle iniş ve binişte kartları okutmayı unutmayınız. (Please remember to check-out anonsunu sıkça duyacaksınız zaten).

amsterdam Card vs Museumkaart

I amsterdam City Card - Museumkaart
I amsterdam City Card - Museumkaart
  • iPhone 4
  • ƒ/2.8
  • 3.85.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.04

Amsterdam’ı bütçe dostu şekilde gezmek için iki turist kartı bulunuyor. Bunlardan popüler olan I amsterdam Card ile pek çok müzeye ücretsiz girebilir, aynı zamanda tüm toplu taşıma araçları ücretsiz kullanabilirsiniz. Ayrıca ücretsiz bir kanal turu imkanı da sağlıyor (kanal turları 10 Euro’dur). Kartın fiyatları şu şekildedir:

  • 24 saatlik: 55 Euro,
  • 48 saatlik: 65 Euro,
  • 72 saatlik: 75 Euro
  • 96 saatlik: 85 Euro

Museumkaart ise adından da anlaşılacağı gibi sadece müzelere ücretsiz olarak giriş hakkı sağlıyor. Ancak bu kart ile sadece Amsterdam’da bulunan müzelere değil, Hollanda genelinde bulunan bütün müzelerin neredeyse hepsine (400 adet) ücretsiz girebiliyorsunuz. Kartı aldıktan sonra 31 gün boyunca kullanabiliyorsunuz. Fiyatı 60 Euro.

Not: I Amsterdam Card bazı önemli müzelerde geçmiyor. Bu nedenle Museumkaart + 2 günlük toplu taşıma bileti almanızı tavsiye ederim. Toplam 72 Euro’ya denk geliyor.

Amsterdam’da Gezilecek Yerler

Amsterdam’da kültürel ve eğlence ağırlıklı çok sayıda müze yer alıyor. Eğer museumkaart alırsanız hepsini gezmek isteyeceğiniz için iyi bir plan yapmak şart. Ancak burada önemli olan nokta, geceleri geç saatlere kadar dışarıda takılacağınız için ertesi güne geç başlayacağınız olacak. Bu nedenle nereyi gezmek isteyip, nereyi istemediğinizi iyi analiz etmekte fayda var. Güzel haber ise yaz sezonunda müzelerin çoğu geç saatlere kadar açık (23:00’a kadar).

Dam Square


Dam Meydanı, Amsterdam’ın merkezi ve en kalabalık yeridir. 1270 yılında Amsterdam şehriyle birlikte kurulan ve yüzyıllarca pazar yeri olan meydan, günümüzde hem turistlerin, hem de yerel halkın buluşma noktasıdır. Amsterdam’da neredeyse tüm tramvaylar bu meydandan geçer ve etkinliklerin çoğu yine burada yapılır. Özellikle haftasonları sık sık çeşitli etkinliklere denk gelmek olasıdır.

Kraliyet Sarayı
Kraliyet Sarayı
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.016666666666667

Eskiden etrafı süslü binalarla çevrili olan meydan, 1808 yılında Louis Bonaparte’nin verdiği emirle yeniden düzenlenmiş. Günümüzde Kraliyet SarayıMadame Tussaud’s Balmumu Heykeli müzesi, Yeni Kilise (Nieuwe Kerk), 2. Dünya Savaşı anısına yapılan bir anıt ve çok sayıda cafe ve alışveriş mağazaları bu meydanda bulunmaktadır.

Madame Tussauds
Madame Tussauds
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.016666666666667

Madame Tussaud’s Müzesi, Amsterdam dahil olmak üzere dünyada 24 şehirde bulunan bir balmumu heykeli müzesidir. İçerisinde spor, sanat, eğlence, siyaset, bilim gibi alanlarda dünyanın en tanınmış kişilerinin birebir heykellerinin yer aldığı müze, Amsterdam’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. Ancak müzenin bir şubesinin İstanbul’da da olduğunu, en iyi şubesinin ise Londra’da olduğunu hatırlatarak gidilmesini çok da tavsiye etmiyorum. Çünkü giriş fiyatı hem pahalı (24.50 Euro), hem de önünde oldukça fazla kuyruk olabiliyor. Zamanı ve parası olanlar düşünebilirler.

Ulusal Anıt
Ulusal Anıt
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 55.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.016666666666667

Dam Meydanı’nda, Kraliyet Sarayı’nın tam karşısında bir anıt yer almaktadır. 22 metre uzunluğunda ve önünde 2 aslan heykelinin bulunduğu anıt, 1956 yılında, 2. Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Hollandalılar’ı anmak için yapılmış. Ayrıca 7 Mayıs 1945 yılında, Almanlar’ın teslim olmasının ardından bir grup Alman asker, Dam Meydanı’nda düzenlenen bağımsızlık şöleni sırasında toplanan kalabalığa ateş açarak 20 kişinin ölümüne, 119 kişinin de yaralanmasına neden olmuş. Askerlerin sarhoş olduğu için ateş açtıkları düşünülmekteymiş.

Heineken Experience

Heineken Experience
Heineken Experience
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 22.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.02

Biradan anladığım çok söylenemez ancak yurtdışına çıktığım zaman bira olarak Heineken içmeyi tercih ediyorum. Bunu Türkiye’de bulması hem biraz zor, hem de pahalı. Avrupa’ya gide-gele iyice Heineken’e alışmış biri olarak, Heineken Experience‘ı (Deneyim) gezmemek olmazdı tabi.

Geçmişten günümüze Heineken bira şişeleri
Geçmişten günümüze Heineken bira şişeleri
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/5.6
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.1

Heineken Experience için “müze” dersem biraz ayıp etmiş olurum herhalde. İçeriye girdikten sonra Heineken’in geçmişte hangi logoları, şişeleri, kurucusu Gerard Adriaan Heineken hakkında bilgileri, aldığı ödülleri vb. şeyleri görüyorsunuz.

Su - Arpa - Şerbetçiotu (iğrenç kokuyor bu) - Mayalama
Su - Arpa - Şerbetçiotu (iğrenç kokuyor bu) - Mayalama
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/5.6
  • 24.0mm
  • ISO 200
  • 1/0.33333333333333

Ardından biraların yapımı ile ilgili küçük bir sunum yapılıyor. Benim aklımda özellikle Heineken birasının %95’inin su olması, süt, portakal suyu gibi içeceklere göre kalorisinin daha düşük olması, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilen özel kaynak sular sayesinde tadının bu kadar güzel olduğu kaldı.

Bira üretim yeri
Bira üretim yeri
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/9
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.2

Sunumun ardından biraların nasıl üretildiğiyle ilgili bölümler geziliyor. Bazı şeyleri denemek mümkün.

Tabi buraya gelenlere Heineken ikram etmemek olmazdı. Burada orijinal Heineken’in nasıl olduğuyla ilgili bazı teknik şeyler anlatılıyor. Mesele bardağın ağzını elinizle kapatıp yan çevirdiğinizde, köpüğünün tamamının tekrar üste çıkması gerekiyor. Bu bölümde biraları içtikten sonra eğlence başlıyor..

Heineken & Futbol
Heineken & Futbol
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/5.6
  • 18.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.2

Heineken Experience’ı özel yapan ne tarihi, ne ücretsiz bira vermeleri, ne de biranın nasıl yapıldığı… Burayı özel yapan “eğlence” bölümü. Burada çeşitli oyunlar, aktiviteler, photo booth’lar vb. çok sayıda eğlence amaçlı şey var. Fotoğraf makinam hep yanımda olmasına rağmen eğlenceden ödün verip fotoğraf çekmeye fırsat bulamamıştım. Gerçekten inanılmaz keyifli vakit geçiriliyor içeride. Ayrıca bir bölümde üzerine istediğinizi yazabileceğiniz Heineken birası satın almak mümkün. Genelde herkes adını yazıyor ve 6 Euro fiyatı var.

Heineken Experience’ı Amsterdam’a giden herkese tavsiye ederim. Giriş fiyatı 17 Euro ve 2 bira ücretsiz. Not: bileti aldıktan sonra gişede bileklik veriyorlar, onu almayı unutmayın. İçerisinden ücretsiz bira içeceğiniz küçük “markalar” var. Onu verdiğinizde en son bölümde biranızı içebiliyorsunuz.

Flower Market

Amsterdam’ın en renkli yeri olan Çiçek Pazarı, 1862 yılından bu yana Singel kanalı üzerinde kurulmaktadır. Yanyana sıralı ve küçük dükkanlarda başta lale olmak üzere pek çok çiçek çeşidi ve tohumunu bulunmaktadır. Eğer bitki yetiştirmek ile ilgileniyorsanız veya bu renkli caddeyi fotoğraflamak isterseniz mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Torture Museum

Geçmiş dönemlerde suçla mücadele için günümüzdekinden çok farklı yöntemler uygulanmıştır. Bir suçluyu 15-20 yıl hapsedebilecek yerler olmadığı ve zindanlarda mahkumun yaşaması için gereken sağlıklı koşullar sağlanamadığı için işkence yöntemlerine başvurulurmuş. Amsterdam’da yer alan İşkence Müzesi‘nde, Orta Çağ ile 1900’lere kadar olan dönemde suçlulara yapılan işkence aletleri sergilenmektedir. Bunları çok azı orijinal olmakla birlikte, çoğu sonradan yapılma kopyalarıdır. Prag‘da yer alan İşkence Müzesi’ne göre buradaki müze loş ışıkla aydınlatılmış ve oldukça ürkütücü durmaktadır. Her an bir yerlerden bişey çıkıp beni kesecekmiş hissi uyandırı nedense 🙂 Müzede sergilenen aletlerin kullanım şekliyle ilgili bilgiler ve çizimler bulunmaktadır. Bu aletlerin hepsinin Avrupa kıtasında uygulandığını belirteyim. Müzeye giriş fiyatı 8 Euro.

Sex Museum

Sex Müzesi
Sex Müzesi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 35.0mm
  • ISO 200
  • 1/0.2

Sigmund Freud, cinselliğin insan metabolizmasına olan faydalarını bilimsel açıdan ele almış ancak muhafazakar kesimden tepki geleceği için teorilerinin yumuşatarak anlatmak zorunda kalmıştır. 1960 – 1980 arasında ise Batı dünyasında “Cinsel Devrim” olarak adlandırılan bir dönem yaşanmış. Freud ile başlayan süreç, “Cinsel Devrim” ile pek çok özgürlüğü beraberinde getirmiş. Evlilik öncesi ilişki, doğum kontrolü, homoseksüellik, porno ve kürtaj gibi cinsel anlamı olan pek çok şey serbest bırakılmış. Bu dönemde dünyanın çeşitli yerlerinde Sex Müzeleri/Erotik müzeler açılmaya başlanmış.

Sex Müzesi
Sex Müzesi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 200
  • 1/0.25

Amsterdam’da yer alan Sex Müzesi, 1985 yılında açılmış ve bu konuda dünyadaki en eski müzedir. Rakiplerine oranla daha küçük ancak daha interaktif bir müzedir. Prag’da yer alan Sex müzesi ile karşılaştırdığım zaman buranın daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Müze içerisinde antik çağlardan günümüze kadar olan süreçte daha iyi sex için kullanılan pek çok şey sergileniyor. Erotik objeler, fotoğraflar, süs eşyaları vb. pek çok şey yer alıyor. Özellikle interaktif bölümler oldukça ilgimi çekmişti (yani yanından geçtiğiniz zaman hareket eden heykeller vs).

Müzeyi genç-yaşlı-kadın-erkek her kesimden insan ziyaret ediyor. Giriş fiyatı 4 Euro ve ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

RED-LIGHT DISTRICT (RLD)

Amsterdam Red Light District
Amsterdam Red Light District
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 22.0mm
  • ISO 100
  • 1/8

Gelelim Amsterdam’ın en popüler ve en çok merak edilen yerlerinden olan Red-Light Bölgesi‘ne…. Red-Light; genelevlerin, sex shopların, porno tiyatrolarının ve striptiz klüplerinin bir arada bulundukları bölgeye verilen isimdir. Dünyanın pek çok şehrinde yer alan bu bölgeler devlet denetimindedir ve tamamı yasal olarak hizmet vermektedir. En popüler Red-Light Bölgeleri ise Amsterdam, Hamburg, Bangkok ve Frankfurt şehirlerinde bulunmaktadır.

Red-Light Canlı Porno Tiyatrosu
Red-Light Canlı Porno Tiyatrosu
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 40.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.02

Ben Amsterdam’a kadar hiç Red-Light District (RLD) gezmemiştim ve hakkında fazla bilgim yoktu (gerçi seyahatimin devamında Belçika’da 2 şehirde daha denk gelecektim, neyse). Ben “getto” misali, kimsenin o bölgeye giremediği, girişte üzerinizin arandığı bir yer olarak hayal etmiştim. Ancak düşündüğüm şeylerin tam tersiyle karşılaştım. Yani RLD, şehirden ayrı, bağımsız bir bölge olmadığı gibi, şehir insanının ve turistlerin her daim gelip geçtiği bir yermiş.

Red-Light
Red-Light
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 55.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.066666666666667

Kafanızda daha iyi canlandırabilmeniz için şöyle anlatayım. Birkaç ara sokağı olan bir cadde düşünün. Cadde üzerinde genel evler, sex shoplar vb. var. Ancak bunların dışında dondurmacı, kebapçı, bar gibi pek çok dükkan yan yana. Yani genellikle “sex” temalı bir bölge olsa da, başka dükkanlar da yok değil…

Sex işçisi
Sex işçisi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 22.0mm
  • ISO 100
  • 1/8

Genelevlerde sistem şöyle işliyor… Sex işçileri (halk tabiriyle fahişeler) kendilerine ait olan pencerenin (vitrinin) önünde müşteri bekliyorlar. Toplam 400 vitrin var ancak gündüz vakitlerinde tek tük kız bekliyor. Hava karardığı zaman pencerelerin üzerinde kırmızı ışık yanıyor. Eğer bu ışık maviyse bekleyen kişi travesti veya transeksüel oluyor.

Red Light
Red Light
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 22.0mm
  • ISO 100
  • 1/8

Özellikle gece 11’den sonra neredeyse tüm pencerelerin önünde kızlar beklemeye başlıyor. Bu kızların çoğunluğu iç çamaşırıyla bekliyorlar. Bazıları dikkat çekebilmek için ışıklı iç çamaşırlarını tercih diyor, bazıları ise hemşire, öğretmen, polis, kedi, tavşan vb. kıyafetleri giyiyorlar. Eğer içeride müşteri varsa veya kız çalışmıyorsa kırmızı perdeyi pencerenin önünde kırmızı perde çekili oluyor.

Red Light
Red Light
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 40.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.02

#####Not: Burada yazan şeyler yaşanmış olup, okumak istemeyenler atlayabilir#####. Ve gelelim tavsiyelere… Eğer burada bulunan bir kızla sex yapmak isterseniz öncelikle mutlaka tüm bölgeyi gezin ve tüm kızlara bakın. Akşam saatlerinde o civar oldukça kalabalık olduğu için gidebildiğiniz kadar geç saatte gitmeye bakın. Çünkü genç-yaşı tüm turistler o bölgede oluyorlar. Kızların hepsi Hollandalı değil. Aralarında Ukraynalı, Rus, Çek, Asyalı, Siyahi vb. pek çok milletten insan var. Çoğunun boyu oldukça uzun. Ayrıca çoğu güzel. Mutlaka beğendiğiniz bir ya da birden fazla kız olacaktır. Beğendiklerinizi kafanıza yazdıktan sonra tekrar dönün ve camın önüne yanaşın. Eğer perde kapalıysa içeride birisi vardır veya kızın mesaisi bitmiştir, geçmiş olsun. Alternatiflere bakmaya devam… Ama kız oradaysa yaklaşınca zaten kapıyı açacaktır. Hatta bazıları siz camın uzağında beklerken zaten size “gel gel” işareti yapacaktır. Kız kapıyı açtıktan sonra ilk olarak fiyat sorun. Çoğunlukla 50 Euro diyorlar ancak asıl mesele burada başlıyor. Çünkü verdikleri fiyat turist kandırmak için oluyor. Neyse, farzedelimki içeriye girdiniz. Kız perdeyi kapatıyor ve odaya geçmenizi söylüyor. Önce anlaştığınız parayı vermeniz istiyor (50 Euro diyelim). Bunu veriyorsunuz ve pantolonunuzu indirmenizi söylüyor. Duruma göre öncesinde nerelisin, kaç yaşındasın vb. klasik 1-2 soruluk tanışma faslı oluyor. Ardından prezervatif takarak başlıyor blowjob yapmaya… Yaklaşık 2-3 dakika sonra “eğer sex yapmak istersen 50 Euro daha vermen lazım” diyor. Hatta kafasına göre bazen 75, bazen 100 Euro daha istiyor. Tutturabildiğine yani… Siz de el mahkum mecburen veriyor veya pazarlık yapıyorsunuz. Duyduğum kadarıyla bazı kızlar 15 dakikadan sonra veya pozisyon değiştirmek için vb. hep ekstra para istiyorlarmış. Bu nedenle camın önüne yaklaşıp kızla konuşmaya başladıktan sonra verdiği fiyatın neyi kapsadığını sorun. Yoksa içeriye girdikten sonra sizi yolacaktır. Burası en önemli nokta çünkü 50 Euro pek çok kişiye cazip geliyor ama 150 Euro verip çıkabiliyor. Kısaca bu işi tecrübe etmek isterseniz sistem bu şekilde işliyor.

Mastürbasyon Odaları
Mastürbasyon Odaları
  • Lumia 820
  • ƒ/2.2
  • 0.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.087037

Red-Light sex temalı bir yer olduğu için canlı porno tiyatroları dışında ayrıca küçük küçük odaların olduğu bir yer var. Buraya girip 2 Euro atıyorsunuz ve kapı kilitlenerek seçeceğiniz bir porno oynamaya başlıyor. Fotoğrafta gördüğünüz gibi tuvalet kağıdı da var… Süresini vs. bilmiyorum, sadece gezerken dikkatimi çekmişti 🙂

Red-Light Secrets
Red-Light Secrets
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 55.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.04

Red-Light’ta alternatif olarak gezilecek yerlerden birisi Secrets (sırlar) müzesidir. Burada sex işçilerinin günlük yaşantıları, sex yaptıkları odaların nasıl olduğu vb. şeyler gösteriliyor.

Müzede en çok ilgimi unutulan eşyalar bölümü çekti. Takma dişler, gözlükler vs. pek çok şey unutulmuş bu evlerde 🙂 Müzeye giriş fiyatı 8 Euro.

Rijksmuseum

Ulusal Müze ve meşhur I amsterdam yazısı
Ulusal Müze ve meşhur I amsterdam yazısı
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 45.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.008

Amsterdam’ın en popüler müzelerinden biri olan Rijkmuseum (Ulusal Müze), yaklaşık 1 milyon sanatsal ve tarihi eserin sergilendiği bir müzedir. İlk olarak 1800 yılında açılan müzede, dünyanın en önemli ressamlarından olan Rembrandt, Frans Hals, ve Johannes Vermeer’in tabloları (ve 8000’e yakın tablo), ayrıca çeşitli sergiler yer almaktadır. Müze oldukça büyük olduğu için tüm bölümlerini tek tek anlatamayacağım gibi, elimde harita olmasına rağmen içeride kaybolmuştum. Ancak eserlerin tarihlerine göre ayrı katlarda sergilenmeleri müzeyi gezmeyi bir nebze olsun kolaylaştırıyor. Yani 17. yüzyıl (1600-1700), 18. yüzyıl (1700-1800) … ve Rembrandt, Frans Hals bölümü gibi…

The Night Watch (Gece Devriyesi), Rembrandt
The Night Watch (Gece Devriyesi), Rembrandt
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.5

Rijkmuseum’da sergilenen en önemli eser Rembrandt’ın 1642 yılında tamamladığı The Night Watch (Gece Devriyesi) tablosu. Hollanda’nın altın çağını yaşadığı dönemde yapılan bu tablo, ilk bakışta askeri bir birliği ve onlara emir veren bir yüzbaşını gösteriyor. Yani yüzbaşı Frans Banning Cocq (siyah giyimli), Teğmen Willem van Ruytenburch’a (beyaz giyimli) bir şeyler anlatıyor gibi duruyor. Ancak biraz daha detaylı bakınca şunları görüyoruz:

  1. Ressamın ışık ve gölgeyi çok iyi betimlemesinden dolayı ilk bakışta sadece yüzbaşı ve teğmen dikkat çekiyor. Neredeyse arkada yer alan kişiler hiç dikkat çekmiyor,
  2. Herkes farklı bir yüz ifadesiyle farklı bir yöne bakıyor,
  3. Yüzbaşının yüzüne bakarsanız emir vermekten çok şaşkın bir bakışı var,
  4. Arkada bir kız çocuğu, en sağda bando takımından biri, en solda bir maskot yer alıyor,
  5. Kız çocuğunun belinde ölü bir tavuk ile bir kadeh bağlı. Bunlar askeri birliğin simgelerinden.

Tablonun birkaç adı daha bulunuyor ancak akılda kalması için en son The Night Watch (Gece Devriyesi) adında karar kılınmış. Yapıldığı dönemde Hollanda altın çağını yaşadığı için, 28 figürden oluşan bu kişiler suç ve taşkınlıkla mücadele için devriye atmıyor, tam tersi sosyal bir amaç için buluşmuşlardır. Son olarak tabloya daha önce bıçakla saldırılmış, ardından üzerine asit atılmıştır. Sık sık yapılan restorasyonlardan dolayı bir bölümü kesilmiş ve orijinal halinden biraz uzaklaşmış haldedir.

Rijksmuseum’da bunlar gibi daha pek çok önemli tablo daha bulunmaktadır. Hepsinin yanlarında İngilizce açıklamaları ve bazılarında daha detaylı anlatımlar bulunuyor. Müzenin çok büyük olduğunu tekrar hatırlatarak, ilk başlarda fazla vakit kaybetmemenizi tavsiye ederim. En önemli bölüm (tablolar) en üst katta yer alıyor. Giriş fiyatı 17.50 Euro.

Van Gogh Museum

Van Gogh Müzesi
Van Gogh Müzesi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 35.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.003125

Trajik yaşantısı, kişiliği ve resim sanatına bakış açısından dolayı dünyada adı en çok bilinen ressam olan Van Gogh, yaşamının son 10 yılında 860 suluboya ve 1100 karakalem çalışması yapmış bir ressamdır. 1853-1890 yılları arasında yaşamış ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde farklı mesleklerde çalışarak, son 10 yılda ise kendini resim sanatına adamıştır. Kardeşi Theo ile sık sık mektuplaştıkları için bugün kendisinin hayatı ve kişiliği bu mektuplar aracılığıyla bilinmektedir. Özellikle Theo’ya yazdığı şu mektup pek çok şeyi özetlemektedir:

İçimden gelmemekle birlikte, sık sık aklıma takılan bir şeyi de ilave etmekten kendimi alamıyorum. Resim yapmaya geç başladım, bunu biliyorum, ama söylemek istediğim şey sadece bundan ibaret değil; erken öleceğim (…) Öyle sanıyorum ki sağlıklı bir tahminde bulunabilirim. 6 ila 10 yıl arasında bir ömrüm kaldı.(…) Bu nedenle, sadece tek bir şeyi düşünen, bir kara cahil gibiyim: Birkaç yıl içinde belli sayıda resim yapmalıyım. (…) Benim amacım bu. Bu düşünce benim bütün rutin işlerimi öteliyor.

Not: Van Gogh bu mektubu ölümünden 7 yıl önce yazmıştır.

Vincent Van Gogh
Vincent Van Gogh
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 35.0mm
  • ISO 200
  • 1/0.33333333333333

Van Gogh, Arles şehrinde bulunan ve “Sarı Ev” olarak adlandırılan evde Fransız meslektaşı Paul Gaugin ile birlikte birkaç ay boyunca yaşamış. Aralarının bozulmasından sonra meslektaşının Paris’e dönme kararı almış ve Van Gogh kendi kulağını kesmiştir. Ardından bunu bir gazete kağıdına sararak genelevde çalışan Rachel adlı bir kadına vermiştir. Ancak ikilinin arasında kavga çıktığı ve Gogh’un kulağının bu sırada kesildiği, hatta sadece meme ucunun kesildiği gibi pek çok tartışma bulunmaktadır. Tıpkı Van Gogh’un hayatındaki bilinmezliklerde olduğu gibi, bu da tam olarak bilinmemektedir.

Van Gogh'un son tablosu: Wheatfield with Crows (Karpuzlu Buğday Tarlası)
Van Gogh'un son tablosu: Wheatfield with Crows (Karpuzlu Buğday Tarlası)
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.2

Van Gogh’un psikolojik sorunlarına son iki yılda hastalığı da eklenmiş ve en çok tablosunu bu süreçte yapmıştır. Hastalığına ilişkin olarak bugüne kadar 30’a yakın tanı konulmuş olup, hiçbiri kesin olmamakla birlikte şizofreni ve boya zehirlenmesi olduğu düşünülmektedir. Buna alkol düşkünlüğü de eklenince son yıllarında bazı objeleri sarımtrak görmeye başlamıştır. Sonucunda ise son tablolarında ağırlıklı olarak sarı rengi kullanmıştır. Hastanede tedavi gördüğü sırada, tablolarını alarak bir tarlaya gitmiş ve orada kendini vurarak intihar etmiştir. Ölüm döşeğindeki son sözü ise “Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer” olmuştur (kardeşine söylemiştir).

Van Gogh Müzesi
Van Gogh Müzesi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 45.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.25

Van Gogh’un hayatı anlatmakla bitmez. Müzeyi gezmeden önce kimdir, nedir detaylıca araştırmanızı öneririm. Müzeden biraz bahsetmek gerekirse; burada Van Gogh’a ait 200 resim, 400 çizim ve 700 mektup sergilenmektedir. Ancak Gogh’un pek çok önemli çizimi eskiden satın alınmış ve bugün dünyanın çeşitli şehirlerindeki müzelerde sergileniyor. Kıymeti öldükten sonra anlaşılmış anlayacağınız. İçeriye girdikten sonra Self-Portre bölümünü ve kronolojik olarak çizdiği tablolar sergileniyor. Burada görebileceğiniz en önemli eseri “Patates Yiyenler (eating potatoes)” tablosudur. İçeride fotoğraf çekmek yasak olup, giriş fiyatı 17 Euro’dur. Amsterdam’da kesinlikle kaçırılmayacak bir müzedir.

Anne Frank House

Anne Frank'ın Evi
Anne Frank'ın Evi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.004

Anne Frank, 1929 yılında Frankfurt’ta doğmuş bir Alman yahudisidir. Babası Otto Frank, işlerinin kötüye gitmesinin ardından 1933 yılında burada bulunan evi kiralayarak ofis olarak kullanmaya başlamıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Hollanda’yı işgal etmesi sonucu ailesi ve 4 kişi ile birlikte bu evde tam 2 yıl 1 ay boyunca saklanmışlardır. Anne Frank, bu süreçte günlük tutarak savaşın simge isimlerinden birisi olmuştur.

Anne Frank House modeli (kaynak: Wikipedia)
Anne Frank House modeli (kaynak: Wikipedia)
  • COOLPIX S6100
  • ƒ/3.7
  • 5.0mm
  • ISO 250
  • 1/0.125

Fotoğrafa göre evin girişi sol taraftadır. Sağda ise 8 kişinin* saklandığı ve Anne Frank’ın günlüğünde “gizli oda” olarak bahsettiği bölüm yer almaktadır. İki ev arasındaki gizli geçit ise modele göre ortada kalmaktadır. Yani savaş sırasında yapılan polis denetimlerinde evin sol tarafına bakılmakta, sağ tarafa geçiş fark edilmemektedir. Otto Frank’ın sekreteri Miep Gies, ailenin ihtiyaçlarını yaşadıkları süre boyunca gizli bir şekilde karşılaşmıştır.

*8 Kişi: Anna Frank, babası Otto Frank, annesi Edith Frank, kız kardeş Margot Frank ve 4 yahudi aile dostu

Anne Frank ve Günlükleri
Anne Frank ve Günlükleri
  • Lumia 820
  • ƒ/2.2
  • 0.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.086706

Anne Frank, sekreterin getirdiği defterlere günlüklerini yazmıştır. 1944’ün başlarında Alman gizli istihbarat servisine gelen gizli bir telefon sonucu saklandıkları yerler tespit edilmiş ve herkes yakalanarak toplama merkezine gönderilmiştir. Anne Frank, yakalandığı tifüs hastalığı sonucu 16 yaşında Auschwitz’de hayatını kaybetmiştir. Baba Otto Frank, ölüm kampından Sovyetlerin gelmesi sonucu kurtulmuştur. Evde yaşayan 8 kişiden hayatta kalan tek isimdir. Özgür kaldıktan sonra kızının yazdığı günlüklere ulaşarak bunları kamuoyuyla paylaşmış ve kitap haline getirmiştir. Kısa sürede popüler olan kitap 60 dile çevrilmiş ve bu ev satın alınarak müze haline getirmiştir.

Anne Frank'ın 60 dile çevrilerek basılan günlük kitabı
Anne Frank'ın 60 dile çevrilerek basılan günlük kitabı
  • Lumia 820
  • ƒ/2.2
  • 0.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.133

Anne Frank’ın Evi, Amsterdam’da en çok ziyaret edilen müzelerden biridir. Ailenin saklandıkları yer, Anne Frank’ın odası, günlüğünden kesitler (orijinal el yazması), gizli geçit, hayat hikayeleri vb. pek çok şeyi görmek mümkün (ancak kullandıkları eşyalar yok). Müzeye giriş 9 Euro ancak öğleden sonra 3’e kadar sadece online bilet alanlar girebiliyorlar. Bu saatten sonra gişeden bilet almak mümkün. Eğer müze kartınız varsa 3’ten sonra bilet almak zorundasınız. Evin kapasitesi sınırlı olduğu için her iki durumda da girişte epey kuyruk oluyor. Yani bekleterek içeriye alıyorlar. Son olarak içeride fotoğraf çekmenin yasak olduğunu belirteyim. Çok sayıda güvenlik kamerasıyla izliyorlar. Eğer ilgilenirseniz müze shop’ta Anne Frank’ın kitabını satın alabilirsiniz (Türkçe / 17 Euro).

NEMO Science Museum

Nemo Müzesi
Nemo Müzesi
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.003125

NEMO Bilim müzesi (newMetropolis), Amsterdam’da sanat ve tarihten sıkılanlar (veya sevmeyenler) için gidilebilecek “alternatif” bir müzedir. Alternatif diyorum çünkü içeride yer alan şeyler çocuklar için düşünülmüş. Yani mıknatısla bir şeylerin nasıl hareket ettiği, baloncuklar, oyunlar vb. çocuklara hitap ediyor. Klasik bilim müzesi anlayacağınız. Ancak 5 katlı binada çok sayıda kurcalayacak çok fazla şey olduğu için koca bebekler de sevebilirler 🙂

Mavi-kırmızı olan pencerelerden bakınca 3D yazıları okuyabiliyorsunuz
Mavi-kırmızı olan pencerelerden bakınca 3D yazıları okuyabiliyorsunuz
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 35.0mm
  • ISO 400
  • 1/0.1

Müzenin en ilgi çeken bölümü günde 5-6 defa düzenlenen Rube Goldberg makinesinin olduğu yer. Yani “basit bir şeyi karmaşık hale getirmek için yapılan düzenekler”. Örneğin bir top yuvarlanarak bardağa çarpıyor, bardakta bulunan su boşalmaya başlıyor, belli bi kapasiteye ulaşınca bardak devrilerek masadaki saati çalıştırıyor, 10 saniye sonra alarm çalmaya başlıyor vs. vs… her şey birbirini tetikliyor ve en sonunda bir şey oluyor. İşte onlara Rube Goldberg makinesi adı veriliyor. Daha önce mutlaka videolarını görmüşsünüzdür. NEMO’da ise en sonunda oyuncak bir roket havaya uçuyor. Bu hoşuma gitmişti sadece. Müzeye giriş fiyatı 15 Euro olup, gemi şeklinde müze binasının terasına ücretsiz olarak çıkılabilir.

Oude Kerk (Old Church)

Eski Kilise, Red-Light bölgesinin tam ortasında bulunan Amsterdam’ın en eski yapısıdır. İlk olarak 1213 yılında ahşap bir şapel olarak inşaa edilen kilise, zamanla genişletilmiş ve yangınlar sonucu dönemin mimari özelliklerini de barındırarak onarılarak günümüze kadar ulaşmış. Rembrandt’ın da çocuklarıyla birlikte sık sık ziyaret ettiği kilisenin diğer bir özelliği mezarlık işlevi görmesi. Bugün Rembrandt’ın eşi Saskia van Uylenburgh ve Hollanda’lı pek çok önemli isim burada gömülüdür. Kiliseye giriş 7.50 Euro olup, içeride aman aman görülmeye değecek pek bir şey bulunmamaktadır. I amsterdam card ve müze kart ile yanından geçerken ücretsiz olarak girebilirsiniz.

Schreierstoren

Schreierstoren
Schreierstoren
  • Sony Alpha DSLR-A390
  • ƒ/8
  • 18.0mm
  • ISO 100
  • 1/0.02

Schreierstoren, 15. yüz Amsterdam’ında şehir surlarına birleşik olarak inşaa edilmiş bir defans kulesidir. Mimari güzelliğinin dışında Amerika’yı keşfe çıkan Hollandalı kaşif Henry Hudson’un seyahate başladığı nokta bu kulenin önüdür. Kendisi Manhattan ve New York şehirlerini keşfetmiştir (New York şehrinin ilk adı New Amsterdam’dır). Ayrıca kulenin önü başta 80 yıl savaşı başta olmak üzere kadınların toplanarak kocalarını savaşa uğurladıkları yer olarak tarihe geçmiştir (çoğu geri dönmemiştir tabi). Bu yapı günümüzde cafe olarak işletilmektedir.


The Night Watch ve bendeniz :)
The Night Watch ve bendeniz 🙂
  • Lumia 820
  • ƒ/2.2
  • 0.0mm
  • ISO 1000
  • 1/0.099829

Benim Amsterdam’da gezdiğim yerler bu kadarla sınırlı ancak bunun dışında daha gezilebilecek tonla yer bulunuyor. Mesela Çanta Müzesi bile var, oradan hesap edin.. Yazdıklarım en popüler ve tadını çıkararak 2 buçuk – 3 günde gezilebilecek yerler. Bu nedenle zamanı kısıtlı olanlar tekrar Amsterdam’a gitmeleri gerektiğini düşünerek hareket edebilirler rahatlıkla 🙂

 

Benzer Yazılar

Yorum Yaz

1 Yorum

  • Cevap Yaz Cagla 29 Aralık 2016 at 00:45

    Merhaba, oncelikle hazirladiginiz icerik icin tesekkurler planladigimiz gezi icin buyuk bir reber niteliginde. Bir kac sorum olacakti. Haftaya vize randevum var fakat kafama takilan birkac konu var. Ben 19 yasinda universite ogrencisiyim ve calismiyorum, ilk pasaportumu 1 ay once aldim bu da ilk vizem olacak o yuzden biraz bilgisizim, birini sponsor gostermek zorunda miyim annemi veya babami? Maddi durumlari cok iyi degil hesaplarinda konsoloslugun istedigi kadar para mevcut degil bu reddedilmesine sebep olur bunu biliyorum. Kendi hesabimda yaklasik 3.500 civari para var ve sadece 4 gun icin gidecegim, sponsor gostermesem ve benim tarafimdan karsilanacaktir desem kabul ederler mi? Daha once hic calismadim ve ogrenciyim bir gelir gorunmuyor, sadece her hafta duzenli olarak yatan belirli bir harcligim var 200 lira civarinda. Sorum sudur, sponsor gostermesem kendi hesabimi gostersem bu sartlar altinda vize basvurum kabul edilir mi? Simdiden tesekkur ederim 🙂

    • Cevap Yaz Şahin Doğan 29 Aralık 2016 at 10:02

      Selam Çağla. Bireysel olarak başvurursan risk alırsın ve çıkmama ihtimali, çıkma ihtimaline göre daha yüksek olur. Şahsen ben bu tarz durumlarda vizesiz ülkelere yöneliyorum. Ancak son kararı elbette konsolosluk veriyor.